Modern Ebeveynlik ve Babaanne Yöntemlerinin Çatışması

9 minutes, 11 seconds Read

O sabah, mutfaktan yükselen o derin iç çekişle başladı her şey. Tezgahın üzerinde duran dijital hassas tartıya bakıyor ve miligramı miligramına yulaf ezmesi ölçüyorsun. Çünkü günümüz dünyasında çocuk yetiştirmek, sadece biyolojik bir süreç olmaktan tamamen çıkmıştır. Ebeveynler, çocuklarının gelişimi uğruna onlarca kitap okumakta, sayısız seminere katılmaktadır. Kısacası her adımı pedagojik bir süzgeçten geçirmektedirler. İşte tam bu noktada, karşımıza modern ebeveynlik dediğimiz o devasa, kurallar zinciri çıkmaktadır. Sen ise tam formülü bulduğunu düşünürken, kapı çalındı. İçeriye, elinde yün hırkasıyla “Biz zamanında sekiz çocuk büyüttük, hiçbirine de tartıyla yemek yedirmedik” diyen babaannesi girdi. İşte o an, bu aşırı koruyucu yaklaşım, geleneksel büyükannelerin dünyasıyla çarpıştı. Zira ortaya hem trajikomik hem de derin kültürel çatışmalar çıkacaktı.


Kitap Kurdunun Evlat Sınavı

Diyelim ki sen, her adımını bilimsel verilere dayandıran o bildiğimiz modern anne figürünün ta kendisisin. Nitekim sosyolojik araştırmalara da konu olan bu karakter tipi, çocuk yetiştirme üzerine onlarca kitap okumuş ve yüzlerce seminere katılmış biri. Tabii ki bu denli yoğun bir teorik bilgi birikimi, anneyi oldukça hassas ve detaycı bir hale getiriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, bu durum annede derin bir kaygı bozukluğu yaratmaktaydı [1]. Bu bağlamda, Dünya Sağlık Örgütü Çocuk Gelişimi Raporları da ebeveynlerin aşırı kaygılı olmasının çocuk psikolojisine olumsuz etkilerine sıkça dikkat çekmektedir.

Onun gözünde minik bebeği, sadece büyütülmesi gereken sıradan bir bebek değildi. Aksine o, özenle işlenmesi gereken bağımsız bir bireydi. Dolayısıyla bu yaklaşım, çocuğun her anının milimetrik olarak planlanmasını zorunlu kılıyordu. Öte yandan bu durum, tecrübesini kitaplardan değil bizzat hayattan alan babaannesi için tam bir delilikti. Başka bir deyişle geleneksel büyükler için bu süreç, anlaşılması güç bir “protokol” yığınından ibarettir [2].

Torun Sevmeye Geldik, Havaalanı Güvenliğine Değil!

Evin holünde adeta görünmez bir X-ray cihazı var diyebiliriz. Çünkü modern ebeveynlik anlayışının en belirgin özelliklerinden biri, aşırı sterilizasyon ve dijital dünyadan korunma çabasıdır. Bu durum psikolojide “helikopter ebeveynlik”  olarak adlandırılır [3]. Babaanne kapıdan adımını attığı an, kendisini bir torun sevme sıcaklığında bulamadı. Aksine, adeta bir havaalanı güvenliğinde hissediyordu kendisini. Çünkü artık sadece ayakkabıların çıkarılması yetmiyordu. Bunun yanı sıra cüzdanlar, anahtarlıklar ve özellikle dışarıdan mikrop taşıyan telefonlar kapıdaki özel kutulara hapsediliyordu.

Çatışma burada da bitmiyordu; bebeklerin dijital sinyallerden etkilenmemesi için evde cep telefonu kullanımı tamamen yasaklanmıştı. Bu yüzden evdeki iletişim sadece eski usul ev telefonuna indirgenmişti. Hatta misafirlerin eve girmeden önce neredeyse bir mikrop dedektörüyle taranması gibi uç uygulamalara rastlanıyordu. Şüphesiz bu durum, modern ebeveynlik pratiklerindeki “dış dünya bir tehdittir” algısını açıkça ortaya koyar [4]. Geleneksel büyükanneler ise bu durumu kafalarını iki yana sallayıp “Töbe Estağfurullah” diyerek karşılamaktadır. Sonuç olarak, bir torun sevmenin bu kadar katı kurallara bağlanmasına hiçbir anlam verememektedirler.

Bebeği Olgun Birey Olarak Görmek 

Oturma odasından yükselen diyaloglar, dilin nasıl bir savaş alanına dönebileceğinin kanıtıydı. Çünkü modern ebeveynlik pedagojisi, bebekle “bebek gibi” konuşulmamasını, onunla yetişkin bir insanmış gibi düzgün cümlelerle iletişim kurulmasını öğütler [5]. Zira bebek, kendi hakları ve sınırları olan bağımsız bir bireydir. Bu yüzden bebeklere “agu gugu” demek, çocuksu sesler çıkarmak kesinlikle yasaktır. Aksine onlara “Arman Bey” gibi unvanlarla ve mesafeli bir saygıyla hitap edilmesi beklenir.

Buna karşılık, geleneksel Anadolu kadını için torun sevgisi kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir patlamadır. Nitekim “annenin kurbanı olsun” veya “ağzını burnunu yerim” gibi ifadeler sıklıkla havada uçuşur. Tabii ki bu sevgi dolu kelimeler, katı bir modern ebeveynlik filtresi tarafından “pedagojik olmayan” ve korkutucu yaklaşımlar olarak görülür. Oysa babaanne için bu, sevginin en doğal ve en samimi dışavurumudur [6]. Modern annenin “Babaanne, onunla düzgün bir insanmış gibi konuşun” uyarısına karşılık, yaşlı kadının “Ben bu el kadar çocuğu karşıma alıp nasıl normal konuşayım? ” diye isyan etmesi, iki dünya arasındaki iletişim uçurumunu özetler niteliktedir.

Kamera Altında Torun Kaçakçılığı

Eskiden “çocuğu babaanneye bırakmak” dünyanın en güvenli, en huzurlu limanı sayılırken, modern çağda bu durum bir dijital izleme operasyonuna dönüşmüştür. Çünkü eve yerleştirilen yüksek çözünürlüklü akıllı kameralar sayesinde ebeveynler, iş yerindeyken bile evi anbean, saniye saniye takip edebilmektedir [7]. Kamera açısının dışına çıkılması iş yerindeki anneden gelen anlık bir mesajla son bulur. Ya da yanlışlıkla bebeğin yanağının öpülmesi, anında bir telefon uyarısıyla sonuçlanmaktadır.

Doğal olarak bu durum, aile büyüklerinde “kendilerine güvenilmediği” hissini uyandırmaktadır. Hatta kendilerini her an bir suç üstünde yakalanmış gibi gergin hissetmektedirler. Bu yüzden anneanneler, kameraların görmediği kör köşelerde, perdelerin arkasında gizlice torunlarını öpmeye çalışırlar. Sonuçta, en doğal hakları olan fiziksel sevgi bir tür “kaçakçılık” faaliyetine dönüşmektedir. İşte bu dijital gözetim, modern ebeveynlik pratiklerinde nesiller arasındaki o kadim güven bağını ciddi şekilde zedelemekte ve aile içi ilişkileri mekanikleştirmektedir [8].

Tatsız Tuzsuz Organik Mama ve İçli Köfte Savaşı

Ve elbette mutfak… Çatışmanın en lezzetli ama en sert geçtiği cephe burasıdır. Zira modern ebeveynlik ekolünde her şey organik, şekersiz, tuzsuz ve belirli saatlere dayalıdır. Senin hazırladığın, “sağlıklı mama” adı altında sunulan o tatsız tuzsuz yeşil karışımlar, geleneksel damak tadına sahip büyükler tarafından “organik atık” olarak nitelendirilebilmektedir.

Büyükanneler için ise beslemek, sevgi göstermenin en temel, en kutsal yoludur [9]. Çocuğun o yeşil pürelerle “aç bırakıldığını” düşünen bir babaanne, ilk fırsatta gizlice harekete geçer. Kamera açısını saniyeler içinde hesaplayarak, bebeğe tabağın altından bol soğanlı, kıymalı ve baharatlı içli köfteler yedirebilir. Çünkü onlara göre çocuk, bu “kuvvetli” yemeklerle serpilip büyür. Oysa modern anne için bu kaçamak, aylardır uğraştığı tüm beslenme düzeninin mahvolması anlamına gelmektedir.

Mozart Mı? Ankara Oyun Havası Mı?

Akşam olup uyku saati geldiğinde evde bir başka ritüel başlar. Modern ebeveynler, çocuklarının zihinsel gelişimi için uyku saatlerinde arka planda Mozart veya Bach dinletmeyi tercih ederler. Ayrıca masal saatlerinde ise “paylaşmanın önemi” gibi didaktik, steril mesajlar içeren modern hikayeler okunur [10]. Ancak bu yapay içerikler, geleneksel büyükler için oldukça sıkıcıdır. Onların dünyasında masallar; tilkilerin kargaları kandırdığı, içinde hayatın tüm gerçeklerini barındıran o eski, sert hikayelerdir.

Müzik konusunda ise geleneksel “klasik” anlayışı, Mozart’tan ziyade Orhan Gencebay klasikleri veya Ankara oyun havaları olarak tezahür edebilir. Anne odadan çıktığı an Mozart kapatılır ve yerine usulca bir oyun havası açılır. Bu derin kültürel tercih farkı, çocuğun gelişimini doğrudan etkiler. Sonuç olarak çocuk, bir yandan “batılı ve rafine bir birey” olarak yetiştirilmeye çalışılırken, diğer yandan geleneksel bir “aşiret dizisi” karakterine dönüşebilir [11].

Sonuç: Orta Yolu Bulmak

Modern ebeveynlik ve geleneksel yöntemler arasındaki bu bitmek bilmeyen çatışma, aslında bir sentez arayışıdır. Nitekim sosyolojik gözlemler gösteriyor ki, aşırı kuralcı ve denetleyici bir yaklaşım, aile büyüklerini yalana ve gizli kapaklı işler yapmaya itmektedir. Diğer yandan, geleneksel yöntemlerin de modern sağlık ve güvenlik standartlarıyla bazen çeliştiği bir gerçektir [12].

Ancak unuttuğumuz bir şey var: Çocuğun gelişiminde hem kitaplardaki bilimsel bilgiye hem de anneannenin içgüdüsel şefkatine ihtiyaç vardır. Çünkü bebekler sadece organik mamalarla beslenmezler. Aynı zamanda kendisi için “kurban olan” bir büyükannenin sıcaklığına da muhtaçtırlar. Nihayetinde, modern annenin her şeye yetişmeye çalışırken “işi bırakma” noktasına geldiği o büyük tükenmişlik anı bize bir gerçeği hatırlatır: Ebeveynlik sadece katı kurallardan ibaret değildir. Hayat bir şekilde akıp gitmektedir. Önemli olan ise çocukla sevgi dolu, samimi bir bağ kurmaktır.

Ebeveynlerin onlarca kitap okuması elbette takdire şayan bir durumdur. Ancak bir çocuğun ruhunu doyuran şey bazen kurallar değil, sıcak ve samimi olan aile bağlarıdır. En ideal yöntem, modern bilimin ışığında yürürken, geleneksel sevginin sıcaklığını dışlamadan, her iki kuşağın da birbirine alan tanıdığı bir “orta yol” bulmaktır.


📚 Kaynaklar

  1. Baumrind, D. (1991). The Influence of Parenting Style on Adolescent Competence and Substance Use. The Journal of Early Adolescence, 11(1), 56-95.

  2. Kağıtçıbaşı, Çiğdem. (2010). Benlik, Aile ve İnsan Gelişimi: Kültürel Psikoloji Kuramı. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

  3. Segrin, C., et al. (2012). Parenting Outcomes Associated with Helicopter Parenting. Journal of Child and Family Studies, 21(2), 237-248.

  4. Yörükoğlu, Atalay. (2000). Çocuk Ruh Sağlığı. İstanbul: Özgür Yayınları.

  5. Gander, M. J. & Gardiner, H. W. (2010). Çocuk Gelişimi (Çev. B. Onur). Ankara: İmge Kitabevi.

  6. Sunar, Diane. (2002). Change and Continuity in Turkish Child Rearing. In Parent-Child Relations in Western and Non-Western Cultural Contexts.

  7. Nelson, M. K. (2010). Parenting Out of Control: Anxious Parents in Uncertain Times. New York: New York University Press.

  8. Fişek, Güler. (2018). İlişkisel Benlik Ölçeği ve Nesiller Arası İlişkiler. Türk Psikoloji Dergisi, 33(81), 45-62.

  9. Sutton, David E. (2001). Remembrance of Repasts: An Anthropology of Food and Memory. Oxford: Berg.

  10. Chao, R. K. (1994). Beyond Parental Control and Authoritarian Parenting Style: Understanding Chinese Parenting through the Cultural Notion of Chiao Shun. Child Development, 65(4), 1111-1119.

  11. Güngör, D. (2008). The Interplay Between Intergenerational Congruence on Value Priorities and Adolescent Well-being. Journal of Family Psychology, 22(4), 600-610.

  12. Belsky, J. (1984). The Determinants of Parenting: A Process Model. Child Development, 55(1), 83-96.

DİĞER YAZILAR